“Çanakkale Kitabını Kim Yazdı?”: Bir Felsefi İroni ve Etik, Epistemolojik, Ontolojik Sorgulama
Düşüncelerimizin ve anlatılarımızın gerçeği nasıl şekillendirdiği üzerine düşündüğümüzde, her zaman derin bir soru belirir: “Gerçek nedir?” Gerçek, bizim inandıklarımızdan mı, yoksa sadece gördüğümüz ve duyduğumuzdan mı oluşur? Bir olayın ya da bir dönemin anlatılmasında, o olayı yaşayanların ya da o dönemi kavrayanların bakış açıları ne kadar etkili olmalı? Çanakkale Savaşı, Türk milletinin hafızasında silinmez izler bırakmış bir tarihsel olaydır. Peki, bu tarihi olayın anlatılmasında kimlerin, hangi bakış açılarının etkisi vardır? Ve daha da önemlisi, “Çanakkale kitabını kim yazdı?” sorusuna verilen yanıtlar, o döneme ait hakikat anlayışlarımızı nasıl şekillendiriyor?
Tarihsel bir olayın anlatılmasındaki sorumluluk, sadece olayın öznesi olan kişilere mi aittir, yoksa bu anlatıya farklı bakış açıları da dahil edilebilir mi? Bu yazıda, Çanakkale kitabını yazan kişinin kim olduğunu, etikten, epistemolojiden ve ontolojiden bakarak sorgulayacağız. Ayrıca, tarihi anlatılarla ilgili çağdaş felsefi tartışmalara yer vererek, bu kitabın gerçekte kim tarafından yazıldığı sorusunu daha geniş bir felsefi perspektife taşıyacağız.
Etik Perspektif: Kim, Hangi Hakla Anlatır?
Etik Sorumluluk ve Tarihsel Anlatı
Tarih, yalnızca olan biteni kaydetmek değil, aynı zamanda anlamlandırmak ve anlatmakla ilgilidir. Ancak bu anlatı, etik sorumlulukları da beraberinde getirir. Çanakkale Savaşı’nı anlatan bir kitap yazıldığında, yalnızca geçmişi değil, geleceği de şekillendiren bir metin ortaya konmuş olur. Etik açıdan, bu metnin yazarı, yazdıklarının toplumsal ve kültürel sonuçlarını göz önünde bulundurmalıdır. Hangi bakış açısının öne çıkarıldığı, hangi seslerin duyulup hangilerinin susturulduğu, anlatının adaleti ve doğruluğu açısından kritik öneme sahiptir.
Michel Foucault, güç ilişkilerinin bilgi üretimi üzerindeki etkisini vurgulamıştır. Foucault’nun düşüncesine göre, tarihsel anlatılar, egemen güçlerin kontrolü altındadır. Bu bakış açısı, Çanakkale kitabını yazan kişinin kim olduğuna dair etik bir soruyu gündeme getirir: Kitap, o dönemin egemen bakış açısını mı yansıtır yoksa çok daha çeşitli sesleri ve deneyimleri mi içerir? Birinci Dünya Savaşı’na dair yazılan kitaplar genellikle zaferi, kahramanlığı ve kahraman askerlerin destanlarını anlatır. Ancak, bu anlatılar çoğunlukla savaşın yıkıcı yüzünü ve mağlup olanların yaşadıkları acıları göz ardı eder.
Bununla birlikte, Walter Benjamin’in “tarihsel materyalizm” anlayışını hatırlatmak gerekir. Benjamin, tarihin her zaman egemenlerin bakış açısıyla yazıldığını savunur ve mağlup olanların sesini duymayı önerir. Çanakkale’nin anlatıldığı metinlerde de tarih, bazen yalnızca zaferin, kahramanlığın ve milliyetçiliğin öne çıkarıldığı bir bakış açısıyla şekillenir. Ancak mağlup olanlar ve kaybedenler, yani “toprağını kaybedenler”, tarih yazımında nereye konumlandırılmalıdır? Etik açıdan bu bir soru işareti bırakmaktadır.
Etik İkilemler: Zafer mi, Gerçek mi?
Çanakkale Savaşı’na dair anlatılarda, zaferin ve kahramanlığın sürekli vurgulanması, halkı motive etme açısından önemli olabilir. Ancak bu anlatılar, savaşın karanlık taraflarını -acıları, kayıpları ve gerçeği- ne kadar yansıtır? Bu soruyu sorarak, etik açıdan bir seçim yapmanın zor olduğunu kabul etmeliyiz. Savaşın gerçek yüzü anlatılmalı mı, yoksa bir ulusun zaferi ve kahramanlığı mı ön plana çıkartılmalı?
Epistemolojik Perspektif: Gerçekliği Kim Tanımlar?
Epistemoloji ve Tarihsel Bilgi
Epistemolojik olarak, tarihsel bilgi nasıl üretilir ve hangi kaynaklardan beslenir? Çanakkale kitapları yazıldığında, bir tarihçi ya da yazar, geçmişi nasıl kavrar? Immanuel Kant’ın bilgi teorisinde, insanın dış dünyayı algılayışı her zaman sübjektif ve sınırlıdır. Bu bakımdan, Çanakkale Savaşı hakkında yazılan her kitap, aslında bir “algı”dır. Kişisel bakış açıları, milliyetçi hisler, toplumsal değerler ve ideolojik eğilimler, yazarın yazdığı eserde etkisini gösterir. Yani, Çanakkale kitabını yazan kişi, bir anlamda “gerçek”i biçimlendiren biridir.
Felsefi Perspektif: Tarihsel Bilgi ve Görecelilik
Tarihi anlamak, yalnızca doğru bilgiye ulaşmakla ilgili değildir. Relativist bir epistemolojik bakış açısına göre, her bireyin gerçeği algılayışı farklıdır. Bu durumda, Çanakkale kitabını yazan kişi, gerçeği ne kadar objektif bir biçimde aktarabilir? Yazılı kaynaklar, anlatılan olayların izlerini taşır, ancak her kaynak, yazarı tarafından şekillendirilmiş bir bakış açısına sahiptir. Thomas Kuhn’un bilimsel devrimler teorisi burada önemli bir örnek sunar. Bir paradigma değişikliği, yani bir bakış açısının değişmesi, tüm geçmişin yeniden değerlendirilmesine yol açar. Çanakkale’nin anlatılması da, belki zaman içinde bu tür bir paradigma değişikliği ile daha farklı biçimlerde yapılabilir.
Ontolojik Perspektif: Çanakkale’nin Varlığı ve Anlatılması
Ontoloji ve Tarihsel Olayların Varlığı
Ontolojik olarak, Çanakkale Savaşı’nın gerçeği nedir? Gerçekten de bir olayın sadece fiziksel ve duygusal etkileri mi vardır, yoksa o olayın anlatılışı, bu gerçeklikten daha önemli olabilir mi? Ontolojik bir bakış açısına göre, olayların “gerçekliği”, onları nasıl deneyimlediğimize bağlıdır. Çanakkale kitabını yazan kişi, savaşın anlamını sadece aktarmakla kalmaz, aynı zamanda o savaşın ontolojik varlığını da biçimlendirir.
Jean-Paul Sartre, varoluşçuluğu benimsemiş bir filozof olarak, insanın dünyaya müdahale ederek kendi anlamını oluşturduğunu savunur. Bu anlamda, Çanakkale’nin anlatılması, bir yazarın varoluşsal bir eylemi gibi düşünülebilir. Savaşın anlamı, onu anlatan kişi tarafından “yaratılır”. Bu da, her yazılan kitabın Çanakkale’yi yeniden var eden bir eylem olduğunu gösterir. Her kitap, savaşın farklı bir yönünü ve anlamını ortaya koyar.
Çanakkale’nin Gerçekliği: Anlatılarla Şekillenen Bir Varlık
Çanakkale Savaşı, fiziksel olarak belirli bir zaman ve mekânda yaşanmış bir olaydır. Ancak bu olay, günümüzde pek çok farklı şekilde anlatılmakta ve anlamlandırılmaktadır. Ontolojik açıdan, bu anlatıların her biri, savaşın “gerçekliğini” yeniden inşa eder. Her anlatı, Çanakkale’yi bir anlamda yeniden var eder.
Sonuç: Kitaplar ve Gerçeklik Arasındaki İnce Çizgi
Çanakkale kitabını kim yazdı sorusu, sadece bir kişinin kimliğini değil, aynı zamanda savaşın gerçekliğini, anlatılarını ve toplumları nasıl şekillendirdiğini sorgulayan bir sorudur. Etik, epistemolojik ve ontolojik bakış açıları, tarihsel anlatının doğasını anlamamızda bize rehberlik eder. Çanakkale’nin yazılıp çizilmesinde, kimin, hangi gözlemi yaptığı, savaşın gerçeğini nasıl şekillendirdiğini belirler. Gerçeklik, her zaman daha fazla bakış açısına ve daha fazla soruya ihtiyaç duyar.
Peki, bizler tarihsel anlatılara nasıl yaklaşmalıyız? Her zaman “gerçek”i mi aramalıyız, yoksa her anlatıyı bir anlam inşası olarak mı görmeliyiz? Ve son olarak, bir tarihi olayın anlatısı, ne kadar objektif olabilir? Bu soruları, sadece tarihsel anlatılarla değil, günlük yaşamla da sürekli olarak karşılaşırız.